Dönem:19
Birleşim: 119
Tarih:17-06-1994 Cuma
BAŞKAN – İkinci sözü, son günlerde tartışmaya açılan 506 sayılı Kanunun değişikliğiyle ilgili olarak kamuoyunda beliren tepkiler hakkında, gündem dışı, Rize Milletvekili Sayın Ahmet Kabil’e veriyorum.
Buyurun Sayın Kabil.
AHMET KABİL (Rize) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; son günlerde tartışmaya açılan, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununda değişiklik yapacak taslak hakkında görüşlerimi arz etmek için huzurunuzdayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Yasada öngörülen değişiklikle, işçilerimizin emeklilik haklarını elde etmede son derece ağır ve zor koşullar getirilmekte, hastalık sigortası ve malullük sigortasından yararlanma şartları ağırlaştırılmadadır.
Kamu kuruluşlarının Sosyal Sigortalar Kurumuna olan borçlarını tahkim eden, özel sektörün gecikme zamlarını ve faizlerini affeden Hükümet, işçilerden kesilen primleri tahsil edemeyen, rant tesislerini yok pahasına ucuz kiraya veren SSK, işçileri suçlu görmek istemektedir. Yasa tasarısında öngörülen değişikliklerden biri, hastalık sigortasından yararlanmak için gerekli olan 120 günlük prim ödeme gün sayısının 240 güne çıkarılmasıdır. Bu değişiklikler yürürlüğe girerse, sadece Tek Gıda-İş’e bağlı çay işletmeleri sanayiinde çalışmakta olan 35 bin, Tekelde çalışan 25 bin işçimiz ve eş ve çocukları, hastalık sigortasından yararlanamayacaklardır. Bu durumdaki işçi sayısı, Türkiye çapında, 200 binin üzerindedir; çünkü, bunların yılda prim ödeme gün sayısı 120 ila 140 gün arasındadır. Bölgede çaya verilen fiyatla çay gelirini bitirdiniz, hiç olmazsa çalışan işçilerimizin sosyal haklarını ellerinden almayın. Yine, Başbakanlığa gönderilen yasa taslağına göre, emekli olabilmek için gerekli 5 000 işgünü şartı, kadınlar için 7 200’e, erkekler için ise 9 000 işgününe çıkmaktadır. Ayrıca, bu tasarı emeklilik yaş haddini de yükseltmektedir. Bütün bunlar, âdeta işçilerimize verilmiş bir ceza, işçilerimize reva görülen bir adaletsizliktir.
Devletin sosyal olma niteliğiyle bağdaşmayan bu tasarı, geçici işçilerin maluliyet aylığından yararlanma şartlarını da yok etmiştir; çünkü, bu mevsimlik işçilerimizin gerekli olan 3 600 günlük primi ödeyebilmek için otuz yıl gibi bir süre çalışması gerekiyor. Demokrasi adına ülkeyi yönetmeye talip Hükümetin, işçilerimize bu cezayı reva görmesi şaşırtıcıdır.
Türkiye gibi, işsizliğin yüzde 20’lerin üzerine çıktığı, yılda yüzde 2,2’lik bir hızlı nüfus artışıyla her yıl yaklaşık 700 bin civarında kişinin işgücüne dahil olduğu ülkemizde, artık mevsimlik işçilerin emekli olması bir hayal olmuştur. O halde, bu işçiler, hastalık sigortasından ye malullük aylığından istifade edemiyor ve emekli olamıyorsa, neden sigorta primlerini ödesinler.
Ayrıca, hazırlanan tasarının 1 inci maddesi, 506 sayılı Kanunun 32 nci maddesini değiştirerek, 180 günlük bir staj süresi de getirmektedir. Halbuki, bir işçi işe girdiği günden itibaren, herhangi bir staj süresi aranmaksızın, muayene ve tedavi olmalıdır.
İşçilerimizin feryatlarını her gün gazetelerden de okuyorsunuzdur. İşte, dünkü bir gazetede,” işçi ateş püskürüyor” başlığı altında reaksiyonlarını şöyle ortaya koymuşlardır: “Her gün işten atılma korkusu içinde, yıllarca işyerlerinde, tezgâh başlarında emek vermiş, ömür tüketmiş bizlerin emeklilik hakkımızı gasp etmelerini asla kabul etmiyoruz. Bizler, emeklilik hakkımızı makine başlarında, ölüm korkusuyla, sakat kalma ve işten atılma korkusuyla 20 yılda, 25 yılda kazanıyoruz. Lütfen, ellerinizi emeklilik hakkımızdan çekin, ellerinizi vicdanınıza koyun” diyorlar.
Değerli milletvekilleri, demir-çelik işçilerinin 227 milyar liralık ikramiye alacakları aylardır ödenmiyor. Ben, buradan Hükümete sesleniyorum: Bırakın işçilerimizin sosyal haklarından, alın terinden tasarruf etmeyi, siz işçilerimizi, memurlarımızı, halkımızı tasarrufa ve fedakârlığa çağıran Sayın Başbakanın çifte vatandaşlığı olduğu Amerika’da, son iki yılda yapmakta olduğu yatırımları denetleyin.
Bugünkü gazetelere bir bakın; birisinde şöyle yazıyor: “İşte, Çiller’in Amerika Birleşik Devletlerindeki serveti. Başbakan ve eşinin, Amerika Birleşik Devletlerinde sessiz sedasız satın aldıkları milyonlarca dolarlık gayrimenkulleri açıklıyoruz…”
YÜCEL SEÇKİNER (Ankara) – Nereden bulmuş?..
AHMET KABİL (Devamla) – İşte, gazeteyi herkes bir daha görsün.
Amerika Birleşik Devletlerine, ceplerinde yalnız 200 dolarla okumaya gittiklerini söyleyen Çiller çiftinin, bu ülkede bugün sahip oldukları servet 7 milyon doları aşmıştır. Türkiye’deki gayrimenkulleri, Boğazdaki villaları, Boğazdaki kat karşılığı verdiği arsaları da dahil etmek suretiyle, son iki yılda Türkiye Cumhuriyeti Devletine verdikleri vergi nedir? Bunu, bu kürsüden ilgili Sayın Bakana soruyorum.
AHMET SAYIN (Burdur) – Efe’nin mi, Efe’nin mi?..
AHMET KABİL (Devamla) – Hepsi sorulsun.
Sayın Hükümetin, yasa tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmeden, bu değişikliği yapmadan, işçilerimizin durumlarını bir defa daha düşüneceğini ümit ediyor, Yüce Meclise tekrar saygılar. sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kabil.
Gündem dışı konuşmaya cevap verecek Sayın Bakan?.. Yok.
ŞÜKRÜ YÜRÜR (Ordu) – Hükümet yok ki, bakan olsun…
