Dönem:19                      
Birleşim: 57                                   
Tarih:19-12-1994 Pazartesi
Birleşim: 61                                  
Tarih:23-12-1994 Cuma Gününe Kadar


ANAP GRUBU ADINA AHMET KABİL (Rize)- Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 1995 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı bütçesiyle ilgili, Anavatan Partisi Grubunun görüşlerini sunmak üzere huzurunuzdayım. Grubum ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, siyasî iktidarlar, ülkenin kalkınması için, millete yaptıkları vaatler, verdikleri sözler doğrultusunda plan ve programlarını yapar ve bu plana göre icraatlarını sürdürürler. Koalisyonu oluşturan DYP ve SHP, hiçbir hazırlık yapmadan, gerçekleşmesi mümkün olmayan hayalî vaatlerle ve haksız suçlama kampanyasıyla işbaşına gelmiş, 1991 yılından 1994 yılı sonuna kadar günübirlik oyalamalarla, bugüne gelmiştir. 1983 yılından 1991 yılına kadar, bütün dünyanın takdir ettiği, büyüyen bir Türkiye yerine, 1991 yılından, günümüze, her gün küçülen, her şeyin daha kötüye gittiği bir Türkiye’ye gelmiştir. Türkiye, birçok bakımdan dönüşü olmayan bir yola girmiştir. Bu yüce millet böyle bir yönetime layık değildir. Kafalarımızdaki 2000 yılındaki Türkiye modeli, büyük, müreffeh, kalkınmış, süper devletlerle yarışabilen, ekonomik problemleri olmayan modern bir Türkiye’dir; ama, bu hedeflere, bu Koalisyon kadrolarıyla gitmek mümkün değildir. Bugün Türkiye, ileriye değil, hızla geriye gitmektedir. 1991 yılındaki yüzde 54 enflasyonu yangın olarak değerlendiren Koalisyon partileri, enflasyonu 500 günde yüzde 10’a indireceklerini vaat edip, 1 100 gün sonra, bir ayda yüzde 12, yılda 140 değil, 150 enflasyonu yakalayarak, cumhuriyet tarihinde enflasyon rekoru kırmıştır. Sayın Başbakan, kendi ifadesiyle, “yıllık enflasyonu 500 günde yüzde 10’a indiremezsem ben giderim, yerime bu işi becerecekler gelir” demişti, her sözü gibi bu sözünü de unutmuşa benziyor.

Sayın Başbakanımızın en büyük özelliği, dediklerinin aksini yapmaktır, ekonomi profesörü Sayın Başkan, 1991 yılından bugüne kadar, doları 4 900 liradan, 37 bin liraya, dış borcu 48 milyar dolardan, 67 milyar dolara, iç borcu 80 trilyondan, 600 trilyona; faizleri, yüzde 54’ten, yüzde 406’ya, sekiz yılık ANAP döneminin ortalama büyüme hızını, artı 5,9’dan eksi 5’e indirerek rekorlarına yeni bir rekor katmıştır. KİT zararları 14 trilyondan, 100 trilyona çıkmıştır. İşsizlik de, enflasyonda, faizde, büyüme hızındaki rekorlar, cumhuriyet tarihinin en büyük rekorlarıdır. 1992, 1993, 1994 yıllarında, kamu kesimi dengeleri tamamen bozulmuştur. Bugün geçim sıkıntısından, işçi, memur, emekli, öğretmen, profesör, esnaf ve çiftçi perişandır. Bunların gidecek başka ülkeleri, ikinci vatanları yoktur. Mal varlıklarını da Amerika Birleşik Devletlerine kaçırmadılar.

KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) – Kim kaçırdı malları?

AHMET KABİL (Devamla) -… Türkiye için çalışıp, çocuklarının istikbalini Türkiye’de arıyorlar. İş dünyası şoka girmiş. Her gün binlerce dükkân kapanırken, yatırımlar durmuş, işsizlik artmıştır. Hükümetin, laftan, bir gün öncesini inkâr edip, beyaz sayfa açmaktan başka bir icraatı yoktur.

MUSTAFA PARLAK (Rize)- Bunlar, düşünmeyi bile icraat sayıyorlar.

AHMET KABİL (Devamla)- Bakın, bu Hükümetin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı başarısızlığını ifade ederek ne diyor: “vatandaşın karın tokluğuna kölelik bile yapmaya razı olduğunu gördükçe, zaman zaman halk adına bakanlık yapmaktan utanıyorum. Üç aydır, Sayın Başbakanın insafa gelmesini bekliyorum” diyor; ama, bu güzel ülkeyi bu hale getiren Sayın Başbakanın lalı bile kıpırdamıyor.

UDlDEM paketini millet ümitle bekledi; boş çıktı. 5 Nisan kararları, milletin çok büyük fedakârlığına rağmen netice vermedi. Zamlardan alınan 300 trilyon lira vatandaşın ek vergilerle ödediği 110 trilyon lira boşa gitmiştir.

Elimde, 1991 seçimlerinden önce, bugünkü Koalisyon Hükümeti tarafından gazetelere ilan olarak verilen ve bir ay devam eden binlerce vaatten 5-6 sayfa var; üzerinde tartıştığımız Bayındırlık Bakanlığı ile ilgili, bu vaatlerden birkaç tane örnek okuyacağım:

MUSTAFA BALCILAR (Eskişehir)- 49 uncu Hükümetin vaatleri bunlar.

AHMET KABİL (Devamla)- “Kalkınma yeniden başlıyor. DYP, cumhuriyet tarihinin en güçlü ekonomik programıyla, en kapsamlı kadrosuyla geliyor.” Yapılacak hizmetleri sıralıyorum:

“14 yeni dev sulama projesi, 13 yeni demiryolu projesi, 11 yeni otoyol projesi”… nerede bu otoyol projeleri? “İstanbul’a üçüncü köprü, İstanbul boğaz içi tüp geçidi, İzmit Körfezine asma köprü, 8 yeni büyük liman, 34 yeni çimento ve şeker fabrikası, yeni 7 milyon telefon hattı, yeni 2 uydu istasyonu, 30 bölge ihtisas hastanesi, bin tane devlet hastanesi, 10 bin sağlık merkezi, 50 bin sağlık evi, her ile kapalı yüzme havuzu”

YÜCEL SEÇKİNER (Ankara)-Nerede… Arazisi bile yok…

AHMET KABİL (Devamla)- Bırakın havuzu, illerde içmeye su bile yok. “…İstanbul’a olimpiyat köyü, yılda 400 bin yeni konut, yılda 500 ila 700 bin kişiye iş olanağı” İşi olanlar da işini kaybetti. 1992 yılından bugüne kadar 700 bin kişi işini kaybetmiştir. Ayrıca “köprü geçişinde yüzde 50 indirim yapacağız” diyenlerin yaptıkları zam yüzde 1000. Bunları daha sonra izah edeceğim. Üzerinde konuştuğumuz Bayındırlık ve İskân Bakanlığı bütçesini değerlendirecek olursak; bu bütçe, rakamları ve hedefleriyle hayalî bir bütçedir.

Yıllara göre, bu Bakanlığımıza bütçeden ayrılan pay; 1991 yılında bütçenin yüzde 15,9’u, 1994 yılında yüzde 10,5’i. 1995 yılında ise bu rakam yüzde 9’a düşmüştür. Bu nedenle, verilen 129 trilyon lirayı verimli kullanıp herhangi bir yatırım yapılabileceğine inanmıyorum. Bu rakamlarla kendimizi kandırıyoruz. 1994 yılında, şantiyelerde akaryakıt olmadığı için -akaryakıt, şantiyelere, ayda azamî bir hafta yetecek şekilde kısıtlı geldiğinden- şantiyeler durmuş, personel ve makine parkı yatmıştır. Başka bir deyişle, yüzde 10 akaryakıt bedeli bulunamadığı için, yüzde 90 işçilik ve diğer giderler boşuna ödenmiştir. Yani, bir şantiyeye 500 milyon liralık akaryakıt alınamadığı için, 5 milyar lira boşuna ödenmektedir.

Örnek olarak; Rize’de Çayeli-Büyükköy il yolu 2 yıldır bu formülle açılıyor; ama, çalışmıyor. Bütün emanet şantiyeler de aynı durumdadır. İhaleli işler, ödenek verilmediği için çalışamıyor. 3 yıldır yol yapamıyoruz. Türkiye’de, eğer başlanmış otoyollar biterse, 1 500 kilometre otoyol; köy yolları, orman yolları dahil toplam 360 bin kilometre yol vardır. Fransa’da, Almanya’da, İngiltere’de kilometre kareyel, 5-2 kilometre yol düşerken; Türkiye’de, sadece 400 metre yol düşmektedir. Yeni yol yapımına ağırlık vermeliyiz. “Gidemediğin yer senin değildir” atasözünün gereğini yerine getirmeliyiz.

işçi alımlarındaki, ihalelerde yapılan usulsüzlükleri, defalarca bu Yüce Mecliste tartıştığımız için, tekrar, Şırnak’tan; ihaleden önce; alıcıları belli olan ihalelerden, ilçe başkanlarının listelerinden, tercihen iş alan bakan yakınlarından bahsetmiyorum.

Bayındırlık Bakanlığının en övündüğü olay, 1991 yılında yüzde 50-70 seviyesi yapılmış olan otoyallan, üç yılda, kaplumbağa hızıyla, 10’ar, 20’şer kilometre hizmete açıp kurdele kesmek oluyor.

İBRAHİM TEZ (Ankara) – Öyle bir şey yok.

AHMET KABİL (Devamla) – Bu Koalisyon ortakları, üç yıldır bir kilometre bile otoyola başlamadılar; projelendirmediler. Otoyolların bitirilmesi için çıkarılan kararnameler nedeniyle bizim arkadaşlarımızı Yüce Divana verdiler; ama, kendileri, otoyolların bitirilmesi için bu kararnameyi aynen tatbik etmekten başka çare bulamadılar. Ayrıca, Danıştayda, bu kararnamelerle ilgili 20’nin üzerinde soruşturma bitmiştir; -soruşturma dosyaları burada var- herhangi bir usulsüzlük ve kanunsuzluk yoktur. Samsun-Sarp otoyolunu, bu Hükümetin yapamayacağına artık kesin inanıyoruz.

ALİ ESER (Samsun) – İhalesi yapıldı; çalışıyorlar.

AHMET KABİL (Devamla) – Bu nedenle, Samsun-Sarp mevcut yolunun, 1987’de başlatılan iyileştirme çalışmalarına artık hız verilmeli ve yeterli ödenek ayrılmalıdır. Artan yoğun trafik altında tabanı tamamen bozulan bu yol, artık sürücülerin korkulu rüyası haline gelmiştir. Samsun’dan Sarp’a kadar 536 kilometrelik bu güzergâhta, Gümüşhane-Bayburt hariç, 6 il, 63 ilçe, 17 bucak, 9 liman, 2 havalimanı ve kesintisiz devam eden birçok yerleşim merkezi mevcuttur. Yılın belli aylarında bu yolun günlük trafiği 12 bine ulaşmaktadır. Bu yolun, artık, mevcut kapasiteyi karşılayacak iki gidiş iki geliş bölünmüş yol olarak proje değişikliği yapılması kaçınılmazdır. Bakanlığın bu proje değişikliğine başlamasını memnunlukla karşılıyoruz. Üç yıldır, gün yoktur ki, Bayındırlık ve İskân Bakanlığının ihalelerinden, yolsuzluklardan, usulsüzlüklerden kamuoyunda bahsedilmesin. Bu tartışmaya, bu suçlamaya devletin bakanı da katılmış ve bu Bakanlığı ıslah edemeyeceğini ifade ederek görevinden ayrıllmıştır. İstifa eden bu onurlu Bakanımızı kutluyor, Başbakanımıza örnek olmasını diliyorum.

Koalisyonun büyük ortağı olan DYP Grubundan bir sayın milletvekilinin, “içimizde ihale takipçisi milletvekilleri var” şeklindeki beyanı, basın huzurunda itiraf edilmiştir. Ayrıca, “İhale, Muğla’dan alındı, Ankara’ya taşındı; altından, DYP’li bir milletvekili çıktı; sonunda ihaleyi o milletvekili kazandı…

GÜROL SOYLU (İstanbul)-Kim bu milletvekili?

AHMET KABİL (Devamla)-…sözleşmede avans olmadığı halde, avans verildi.” haberi, gazeteye manşet oldu. Nedir bu haliniz? Sanki, bu kadro, devlet imkânlarını yağma etmek için gelmiştir. İştirak belgesi verilirken, uydurma gerekçelerle, istenmeyen müteahhitler, usulsüz, kanunsuz elenmektedir. Banka referans mektuplarında, banka mühürü üzerinde, banka ismi okunamadığı için, çok yetenekli müteahhitlere dahi belge verilmiyor; bu, uydurma bir gerekçedir. Belli isimlere ihale vermede, en mahir, en becerikli, en cesur, Yapı İşleri Genel Müdürlüğü olduğu, üç yıllık icraatından tescil edilmiştir.

Ülkemizin, yatırım, üretim, sanayileşme ve kalkınmasının en temel unsuru olan, mühendis, mimar teknik elemanlarımızın ve memurlarımızın, son yıllarda uygulanan politikalar neticesinde aldıkları ücretler, üretim sürecindeki konumlarına, üstlendikleri sorumluluklara ve sahip oldukları eğitime uymayan bir düzeye gelmiştir. Örneğin, Devlet Su işlerinde çalışan 25 yıllık işçi, ikramiyesiyle birlikte 37 milyon 988 bin lira alırken, 25 yıllık mühendis, 14 milyon almaktadır.

Karayollarının, Aralık 1994 bordrosunun bir örneğini sunuyorum: Bölge müdürü, 12 milyon 944 bin lira; mühendis (büroda) 9 milyon 870 bin lira; memur, 4 milyon 799 bin lira; bölge müdürü şoförü, 26 milyon 450 bin lira almaktadır. Teknik elemanlarımıza yazıktır, ayıptır, günahtır. Bu dengesizlik, 1995 yılı başında, 657 sayılı Kanuna tabi memura verilen yüzde 15’lik zamma karşılık, işçiye yüzde 50 zam verilerek daha da büyüyecektir. Kısacası, ücret dengeleri bozulmuştur ve kamu çalışanlarının tümü perişan durumdadır. Hani, Sayın Başbakan, “memuru, işçiyi enflasyona ezdirmeyeceğim” demişti. Enflasyon yüzde 150, memura verilen maaş artışı yüzde 30; ezdirmek daha nasıl olur!.. Artık, bu kesim, hamur haline gelmiştir.

Trafik kazalarının azalması için, Türkiye’de 5,5 milyon taşıtın seyrettiği 61 bin kilometre yolumuzun standartlarını, önem sırasına göre, bir an önce iyileştirmek gerekir. Trafik kazaları, yılda ortalama 7 500 can alıyor. Karayolları Genel Müdürlüğünce, Türkiye’nin her yerinde, binlerce vatandaşımızın arazileri istimlak edilmiş, bu istimlak bedelleri yıllardır ödenmemiştir. Bakanlığa müracaat edenlere, yazılan cevabi mektuplarda, “Paranızı iki yıl sonra, üç yıl sonra ödeyeceğiz” deniliyor.

Bu vatandaşlarımıza yazıktır!..

Bir taraftan vurgunculara yüzde 406 faiz ödenirken, öbür taraftan gariban çiftçinin parasını faizsiz dört beş yıl bekleteceksin. Devlet bunu yapmamalıdır. Elinde dosyalarla kapı kapı dolaşan vatandaşlar, istimlak bedellerinden daha fazla masraf etmektedirler. Bu istimlak bedelleri bir an önce ödenmelidir.

DSİ ile Karayolları Genel Müdürlüğü, kurulduklarından 1991 yılma kadar en az politize olan ciddi kuruluşlarımızdandı. 1991’den sonra, başmühendisler, bölge müdürleri, diğer idarî kademeler, yeteneklerine ve tecrübelerine bakılmadan, parti yöneticilerinin talepleri neticesi süratle değiştirilmişlerdir. İşbaşına gelen yeni kadroların, işlerini tanıyıp, tecrübe sahibi olmaları zaman almış, bu müddet zarfında işler de durmuştur.

1995 yılında verilen 51 trilyondan, yatırımlara ayrılan miktar 31 trilyon liradır. 1994 yılı enflasyonun yüzde 150 olduğu göz önüne alınırsa, 1995 yılında da, bu güzide kuruluşumuzun, geçmişine yakışır bir çalışma yapamayacağı ortadadır.

20.9.1994 tarihinde çıkarılan bir kararname ile müteahhitlere tasfiye hakkı verilmiştir. Bu kararname ile, devam eden 8 baraj inşaatı, 13 sulama ve drenaj projesi ve pompa inşaatı ile Bursa içme suyu inşaatı tasfiye edilmiştir. Tekrar tasfiye hesapları yapılıp, ihale edilmesi kim bilir kaç yıl alacaktır.

Hakedişler normal zamanda ödenip, kararname fiyatları, piyasa fiyatları ile uyumlu olsaydı, bu işler bugün devam ediyor olacaktı.  Yapılan hesaplara göre, sulanabilecek 8,5 milyon hektar arazinin yarısı, DSİ tarafından sulanabilecek. Bugüne kadar sulanan 1 milyon 860 bin hektar araziyi düşersek, geriye kalan 2 milyon 390 bin hektarın sulanabilmesi için, yılda 50 bin hektar sulama yapılacağı varsayımıyla, 44 yıla ihtiyaç vardır. Değerli milletvekilleri, biliyorsunuz, bundan bir ay önce, 9.11.1994’te, GAP bölgesinde, Şanlıurfa tünellerinin açılış töreni yapılmıştır. 1991 yılı sonunda yüzde 96’sı tamamlanmış bu tünellerin, üç yılda, yüzde 4’ü bitirilerek, yüzde 100’ü tamamlanmış, dolayısıyla, Atatürk Barajından su çekilmeye başlanarak, bu tarihî birleşme gerçekleşmiş olsaydı, inanın ki, bundan en çok Anavatan Partisi Grubu memnun olurdu; ancak, Türk Milleti, uydurma bir şovla, bir daha aldatılmıştır. Bu kandırmaca merasim, bu projeye saygısızlıktır. Tünellerle sulanabilecek arazi, 482 bin hektardır. Halbuki, by-pass borusu ile sulanabilecek arazi, en çok 30 bin hektardır.

BAŞKAN-Sayın Kabil, bir dakika… Sayın milletvekilim, lütfen, telefon görüşmenizi dışarıda yapar mısınız.

YAŞAR ERYILMAZ (Ağrı)-Ayıp, ayıp!..

BAŞKAN-Devam edin Sayın Kabil.

AHMET KABİL (Devamla)- Yıllara göre, DSİ bütçesinden GAP’a ayrılan pay, 1976’dan 1980’e kadar yüzde 11; 1980’den 1983’e kadar yüzde 15; 1983’ten 1991’e kadar yüzde 36’dır. 1991’den 1994’e kadar nedir? Onu da, buradan, ilgililere soruyorum. Belki de, yüzde 2, yüzde 3’tür. Bugün, yüzde l’ini bile yapmadıklarının yüzde 100’ünü sahiplenenler var; ama, gerçeği millet görüyor. Bu projenin gerçek sahibi Türk Milletidir. Açılışta ifade edilmeyen, bu büyük tesisin yapımına emeği geçen, başta, rahmetle andığımız Sayın Turgut Özal olmak üzere, herkese, milletin vekili olarak şükranlarımı sunuyorum. (ANAP sıralarından alkışlar)

1990 parasıyla, GAP’a, günde yaptığımız harcama, 9 milyar Türk Lirası idi; bugün 50 milyar liradır. 1991’den sonra GAP’a hiçbir yatırım yapılmadığı gibi, by-pass borusundan sonra, şantiye kapatılmıştır.

ANAP İktidarının yaptıkları, yalnız bundan ibaret değildir: 23 milyar dolarlık baraj santral inşaatı, 10 milyar dolarlık otoyol, 9 milyar dolarlık PTT hizmetleri, F-16 uçakları, modern hava meydanları, 14 adet airbus uçağı alındı, daha birçok hizmetler yapıldı. Ayrıca, 12,5 milyar dolar rezerv bırakıldı.

Bu dönemde, Türkiye’nin böyle bir projeyi hiçbir zaman gerçekleştiremeyeceğini düşünen yabancı ülkeler, gerekli cevabı almışlardır. İller Bankası tarafından, Rize içme suyu ihalesi hazırlıkları 1991 yılı sonunda tamamlanmış olmasına rağmen, yani, projesi, isale hattı, keşfi yapılmış iken; ancak, 1994 yılında, 2 milyar lira ödenek konarak ihale edildi ve bilahara, henüz nedeni belli olmayan bir gerekçeyle, ihale iptal edildi.

Onun da, bir an önce ihale edilmesini bekliyoruz. Ayrıca, ihale edilmiş ve yüzde 96’sı bitmiş olan Rize kanalizasyon deşarj inşaatı, üç yıldır hâlâ bitirilmedi.

1994 yatırım listesinde, Rize’de yeni hiçbir yatırım yok. Rize’nin ismi yalnızca “Çığ Rasat İstasyonuyapıldı” diye geçiyor; o da yapılmadı. Ovit Geçidine, 475 milyar lira keşifle yapımı planlanmış olan kar tünellerinin yapımı, yine tasarruf gerekçesiyle iptal edildi; ama, maalesef, 27 Kasım 1994 günü, bir geçitte, çığ, 3 can aldı; daha kaç tane can alacak, belli-değil. Rize’de herhangi bir yatırım yapılmadığı gibi, çay bölgesinin tek geçim kaynağı yaş çay bedelleri alım gücü, ana tüketim maddeleri karşısında üç yılda yüzde 300 azalmıştır.

BAŞKAN – Son 2 dakika Sayın Kabil.

AHMET KABİL (Devamla) – Bu Koalisyon, çay için vaat ettiği zammı da vermemiştir. 1991’de 2,5 kilo çaydan 1 dolar alırken, bugün 6 kilo çaydan 1 dolar alınıyor. Rize’de, günden güne göç çoğalmaktadır.

Sözlerimi bitirirken, müsaadelerinizle, çok büyük, haksız suçlama ve vaatlerle işbaşına gelen Koalisyon ortaklarına birkaç soru sormak istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yüzde 150 enflasyonun sahibi siz değil misiniz? Yetmiş senede ancak 4 900 lira olan doları, üç yılda 37 bin lira yapan, siz değil misiniz? Büyüme hızının ismini değiştirip, küçülme hızı yapıp, eksi 5’lere indiren siz değil misiniz? Memuru, işçiyi, emekliyi, çiftçiyi, enflasyona ezdirmeyeceğiz deyip, yüzde 150 enflasyona karşılık, memura yüzde 30 zam veren siz değil misiniz? Kaynağı, mercii belli olmayan, vergisi verilmeyen, Sayın Başbakanın, Amerika Birleşik Devletlerindeki 7 milyon dolarlık mal varlığının bu ülkeye nasıl aktarıldığını araştırılmasına müsaade etmeyen siz değil misiniz? Merak ediyorum, başka bir ülkede, kendi ülkesini bu hale getiren bir Başbakanın, değil koltuğuna oturması, değil övünmesi, milletin önüne çıkması mümkün müdür? Çiller ailesinin, Hazine arazilerini 49 yıllığına kiralayıp, turistik tesis diye villa yaptırdığı doğru değil midir? Antalya’da hangi cesaretle bilmiyorum- halen inşaatlar üç vardiya devam ediyor. Dünyada başka bir Başbakanın eşi, böyle bir şey yapmış mıdır?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN-Son cümlenizi alayım efendim.

AHMET KABİL (Devamla)- Yolsuzlukla suçladığınız geçmiş iktidar mensuplarının, bütün arşivler elinizde olmasına rağmen, hangi siyasi mensubu mahkûm olmuştur? İSKİ ve İLKSAN yolsuzlukları, sizin eseriniz değil midir? 1991’den bugüne kadar Türkiye’de hiçbir şey daha iyiye gitmiş midir? Bu sorularımızın cevaplarını bulamadığımız için, 1991’de bıraktığımız Türkiye’yi geri istiyoruz.

Sözlerimi bitirirken, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı bütçesinin, milletimize ve Bakanlığımıza hayırlı olmasını Allah’tan diliyor, hepinize tekrar saygılar sunuyorum.

(ANAP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN-Teşekkür ederim Sayın Kabil.