Dönem:20
Birleşim: 83
Tarih:25.07.1996 Perşembe
Sayın Kabil -başkasını sizden önce çağırmam ise gayri kabil efendim-buyurun.
ANAP GRUBU ADINA AHMET KABİL (Rize) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Karadeniz Ticaret ve Kalkınma Bankası Kuruluş Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının onayıyla ilgili Dışişleri ve Plan ve Bütçe Komisyonları raporları hakkında Anavatan Partisi Grubunun görüşlerini Yüce Meclise arz etmek için söz almış bulunuyorum; hepinizi, Grubum ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİ) çerçevesinde 1992 yılında Bükreş’te yapılan uzmanlar toplantısında, bölgede ticareti finanse etmek, uluslararası kaynakların
bölgeye aktarılmasında köprü rolü oynamak üzere, bir Karadeniz Ticaret ve Kalkınma Bankası kurulması hususunda mutabakata varılmıştır. Bu banka, ayrıca, bölge halkının ekonomik başarısına yönelik olarak, üye ülkelerin ekonomilerine geçiş sürecinde katkıda bulunmak, bölgesel projeleri destekleyip geliştirmek ve finans sağlamak maksadıyla kurulmuştur; bu projeler içerisine, Karadenizin kirliliğini önleme projesi dahildir.
Sayın milletvekilleri, müsamahanıza sığınarak, bu çok önemli proje hakkında birkaç dakikanızı alacağım. Karadenizin hızla kirlenmesi, çevre ülkelerin endişelerini artırmış, 10-12 Temmuz 1996 tarihlerinde, İstanbul’da, 25 ülkenin parlamenterleri dahil olmak üzere, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinin ve Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesinin ortak girişimiyle, Birinci Parlamentolararası Karadeniz Çevre Koruma Konferansı tertip edilmiştir. Bu toplantıda, katılan ülkelerin çok değerli bilim adamları, üç gün boyunca, araştırmalarını ve endişelerini dile getirdiler. Katılan 25 ülkenin parlamenterlerinden, Karadenizin ölü deniz haline gelmek üzere olduğunu hayretle dinledik.
Sayın milletvekilleri, Türkiye’nin, içinde bulunduğumuz havzadan bağımsız olarak kalkınmasını sürdürebilmesi mümkün değildir. Çevre zenginlikleri, kalkınmanın kaynağıdır. 16 Karadeniz ülkesinin atıklarıyla kirlenen Karadeniz, diğer denizlerden 10 kat fazla kirlenmektedir. Denize kıyıdaş 6 ülke ve nehirlere kıyıdaş 10 ülkenin bütün atıkları bu denize akmaktadır. Örneğin -bilim adamlarının tespitlerine göre- Tuna Nehri, yılda yaklaşık 60 ton civa, 1000 ton krom, 4 500 ton kurşun, 50 bin ton petrol getirmektedir.
Söz konusu havzada, Türkiye ile birlikte, 160 milyon nüfus yaşamaktadır. Bu tehlikeyi önlemek için, tek başına Karadenizi değil; Akdeniz Bölgesi ve Tuna Havzasını da kapsayan bir küresel yaklaşım şarttır.
Karadenizi diğer denizlere bağlayan tek kanal İstanbul Boğazıdır. Boğazlarda son derece yoğun trafik, tanker çarpışmaları, yangınlar, gemi enkazları, çevreyi tehdit etmektedir.
Karadenizin ekolojik dengesi, otuz yıl gibi kısa bir zaman sürecinde, aşırı avlanmadan dolayı zaten büyük bir baskı altındadır. Balık ve deniz ürünleri süratle azalmaktadır. 1970’lerde 800 bin ton olan balık potansiyeli, bugün 100 bin tona düşmüştür. Yok olan balık türlerini bir daha bulmamız mümkün değildir.
Karadenizde balıkçılığın yok olması, bütün Türkiye’yi ve bölgeyi ilgilendirdiği gibi, ticarî yönden en fazla etkilenen kesim, sahil şeridindeki illerimizdir.
İstanbul Çevre Konferansında, Karadenizin kirliliğinin önlenmesi için daha önce yapılmış olan, Karadenizin kirliliğe karşı korunması (Bükreş, 1992), Karadenizin korunması hakkında Balkanlar deklarasyonu (Odessa, 1993), gemilerin yol açtığı kirliliğin önlenmesine dair uluslararası sözleşme (Marpol 1973-1978) ve en son,1996 İstanbul Konferansı sonunda 24 maddelik bir sonuç bildirisi yayımlanmıştır. Bu bildiride, kirliliği meydana getiren nehirler, arıtılmamış sanayi atıkları, gemilerin getirdiği kirlilik ve atmosfer kaynaklı olan kirliliğe karşı alınacak önlemler sıralanmıştır. En başta, çevre ülkeleri halkının bilinçlendirilmesine önem verilmiş ve Karadeniz ülkelerinin işbirliği ve ortak bir bilimsel programla, bu kirlilikle mücadele edilmesi öngörülmüştür.
Türkiye olarak, Karadeniz sahil şeritleri kanalizasyonlarının bütün şebekeleri tamamlanmış olmasına rağmen, deniz deşarjları yapılmadığı için, toplanan pis sular tek noktada denize salıverilmekte ve toplu kirlenmeler meydana gelmektedir. Arıtma görevi yapacak deniz deşarj inşaatlarının bir an önce yapılması sağlanmalı ve sanayi atıklarının denize dökülmesine engel olunmalıdır. Kıyı şeridindeki yerleşim merkezlerinin çöplerinin de denize atılmasına mutlaka engel olmak lazımdır. Karadenizin kurtarılması maksadıyla, üye ülkelerce bankayla birlikte bir de çevre fonu kurulması teklifinin, ülkemizce de desteklenmesi gerektiği kanaatindeyim.
Sayın Çevre Bakanımızın, bürokratları değiştirmede gösterdiği gayret yerine, bilhassa çevre meselelerine hassasiyet göstermesini bekliyoruz.
Bu projeler için, uluslararası kalkınma kuruluşlarıyla, üye ülkelerin finans ve kalkınma kurumlarıyla işbirliği sağlanmalıdır. Ayrıca banka, üye ülkelerdeki ekonomik ve sosyal altyapı projeleriyle, yatırımları -hem kamu hem de özel sektörde- garantiler, iştirakler ve diğer mal düzenlemeleri yoluyla teşvik etmek, üye ülkelerin kaynaklarının daha verimli kullanılmasına yönelik kalkınma projeleri geliştirmek, üye ülkelerin uygun ve ekonomik politikalarının oluşturulmasına danışmanlık yapmak ve Avrupa – Orta Asya karayolu projelerini geliştirip desteklemek maksadıyla kurulmuş olup, 30 Haziran 1994 tarihinde gerçekleştirilen Karadeniz Ekonomik İşbirliği Bakanlar Konseyi toplantısında, daha önce 1992 yılında kurulması kararlaştırılmış olan bu bankanın ana sözleşmesi imzalanmıştır. Ancak, bu sözleşmenin, üye ülkelerin ulusal meclislerinin onayından geçmesi gerekir.
Bu sözleşme gerek Plan ve Bütçe Komisyonunda ve gerekse Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesinde (KEİPA’da) görüşülürken çok tartışılan, bilhassa Türkiye açısından önemli olan birkaç husustan kısaca bahsedeceğim; yoksa, sözleşmenin 62 maddesinden ayrı ayrı bahsedip zamanınızı almayacağım; bütün detay bilgiler, dağıtılan komisyon raporlarında mevcuttur.
Sorunlardan birincisi; Karadeniz Ticaret ve Kalkınma Bankasının merkezi, niçin Türkiye’de değil de Selanikte’dir? Her arkadaşımın arzusu, bankanın merkezinin Türkiye’de kurulmasından yanadır. Bunu, hem KEİPA’da hem de Plan ve Bütçe Komisyonunda bütün arkadaşlarımla birlikte savunduk; ama, elimizde değil… İnşallah, bankanın birçok şubesini Türkiye’de, bir şubesini de Karadeniz’in göbeğinde, Rize’de açarız.
Peki, niçin bankanın merkezi Selanik’tedir, buna nasıl karar verildi?.. Bu hususu da şöyle izah edebiliriz:
1. Türkiye, her kademede, başından beri, Karadeniz Ticaret ve Kalkınma Bankasının merkezinin, bir uluslararası banka merkezi için en uygun şartlara sahip İstanbul’da olmasını önermiş ve bunda ısrarlı olmuştur; ancak, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Uluslararası Daimî Sekreteryası, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi Sekreteryası ve Karadeniz Ekonomik İşbirliği Konseyi Sekreteryasının İstanbul’da, Karadeniz İstatistik Veri ve Ekonomik Bilgi Koordinasyon Merkezinin Ankara’da bulunması nedeniyle, Türkiye dışındaki diğer Karadeniz ülkelerinde, KEİ kurumlarının -mümkün olduğu ölçüde- ülkeler arasında adil dağıtılması düşüncesi hâkim olmuş ve bu da karara etkili olmuştur.
2. Bulgaristan’ın, banka merkezi için Sofya’yı aday göstermesi ve Türkiye’nin teklifi değerlendirilirken, bu ülkenin Yunanistan’la yaptığı pazarlık ve Rusya Federasyonunun da ağırlığını Yunanistan lehinde koyması sonucunda Sofya’nın adaylığının Selanik lehinde geri çekilmesi de etkili olmuştur.
3. Bütün bunların ötesinde, bankanın faaliyetlerinde büyük ağırlık taşıyacağı kuşkusuz olan başkanlık makamına bir Türk adayın getirilmesi…
Bu sebeplerden ötürü, bankanın merkezinin Selanik’te olması, üye ülkelerin oylarıyla kesinleşmiştir.
Sayın milletvekilleri, bankanın kayıtlı sermayesi 1 milyar “Özel Çekme Hakları” yani SDR’dir, taahhüt edilmiştir. 1 SDR, 1,475 dolardır. Ödenmiş sermayenin 100 milyon SDR olması hususunda mutabakata varılmıştır. Sermayenin yarısı geçerli döviz, yarısı da ulusal para cinsinden ödenecektir. Türkiye’nin sermaye taahhüdü ise, banka sermayesinin yüzde 16,5’i olan 165 milyon SDR, yani 244 milyon dolardır. Ödeme, yukarıda izah edildiği şekilde, taksitle yapılacaktır.
Sayın milletvekilleri, Karadeniz Ticaret ve Kalkınma Bankası kuruluş anlaşmasını 1995 yılında ulusal meclislerinde onaylamış ülkeler ve katılma payları: Arnavutluk yüzde 2, Ermenistan yüzde 2, Moldavya yüzde 13,5, Yunanistan yüzde 13,5. Toplam yüzde 36’lık kısmı 1995 yılında onaylanmıştır.
1996 Mart sonuna kadar onayı için süre verilen ülkeler ve katılma payları ise şöyledir: Azerbaycan’ın yüzde 2, Bulgaristan’ın yüzde 13,5, Gürcistan’ın yüzde 2, Rusya Federasyonunun yüzde 16,5, Ukrayna’nın yüzde 13,5, Türkiye’nin yüzde 16,5’tir.
11 Karadeniz Ekonomik İşbirliği katılımcı ülkesinden yalnız Türkiye’ye, Türkiye’deki erken seçim dolayısıyla görüşülemeyen bu anlaşmanın onayı için, marttan sonra üç ay süre verilmiştir. Anavatan Partisi Grubu, bu anlaşmanın bir an önce onaylanmasından yanadır.
Yüce Meclisin, bugün bu anlaşmayı onaylamasının uygun olacağına inanıyor ve Yüce Meclisi tekrar saygıyla selamlıyorum. (ANAP ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın Kabil, teşekkür ediyorum efendim.
